25 Ekim 2014 Cumartesi

SULTANI ÖLDÜRMEK / AHMET ÜMİT



Gerek kitabın adı gerekse kapağı nedeniyle bir sultanı ve onun hayatını anlatan bir kitap olduğu düşünülse de   “Sultanı Öldürmek” sadece tarihi bir kitap değil, polisiye bir roman. Bir aşk romanı ayrıca. Hatta psikolojik roman. İçinde barındırdığı tarihsel olaylar polisiye romanı tamamlar nitelikte.  Bir cinayeti kimin işlediğini sorgularken tarihin taht oyunları ve II. Mehmet’in Fatih oluşu hakkında da en ince ayrıntısına kadar bilgi sahibi olacağınız bir eser.
Romanın entrikası 63 yaşında, suçluluk duygusu çok yüksek bir profesör üzerine kurulu. Uzun yıllarını bir aşkı uğruna harcayan tarih profesörü Müştak Serhazin ve sapında Fatih Sultan Mehmet’in tuğrası bulunan bir mektup açacağı ile öldürülen bir tarih profesörü: Nüzhet. Bir aşk cinayeti mi? Yoksa nedeni tarihin sır perdesi ardında gizlenen bir entrika mı? Bir profesörün kendisiyle hesaplaşması, psikojenik füg (unutkanlık)  adında  bir hastalık ve sürpriz bir sonuç.

…ve Osmanlı devletinin imparatorluğa dönüştüren o tarihi zafer: İstanbul’un Fethi.  Bu olayı tarih romanlarını sıkılarak okuyanların bile merak içinde takip edeceklerini düşünüyorum. Ayrıca bambaşka konuları tartışmaya açması: II. Mehmet bir baba katili miydi? Bir baba katili olduğundan şüphe edilen Fatih de oğlu Beyazıt tarafından zehirlendi mi?

 Kitabı merakla okuyacağınızı düşünüyorum. “ Profesör Nüzhet’i, Müştak mı öldürdü, yoksa öldürmedim demesinin nedeni psikojenik füg mü? Yani  öldürdüğü anı mı hatırlamıyor?” diyerek katili ararken bir yandan da II. Murat ve Fatih’in zehirlenip zehirlenmediğini irdelemek, romanı tek yönlü olmaktan çıkarıyor bence. Bir konuyu oyunla öğrenmek gibi tarihi de bambaşka bir olayı sorgularken irdeleyebiliyorsunuz.  Profesör Müştak’ın monolog şeklinde sunulan iç hesaplaşması ve  katili bulmaya çalışması kitabı aynı zamanda pskolojik bir romana dönüştürüyor.

Öyle bir an gelir ki hayatımızda çevremizdekilerin söyledikleri o anda kulağımıza tekrar tekrar fısıldanır. Bizde yer etmiştir çünkü. Kitabın en beğendiğim yönü de bu: Profesörün kendiyle hesaplaşması. Tam bir iş üzerindeyken, annesi, babası, teyzesi ya da teyze kızının kendisi hakkında söylediklerini kelimesi kelimesine hatırlaması, insanın başkaları tarafından yargılanması ve eleştirilmesinin Müştak’ın üzerinde ne büyük ölçüde  etkili olduğunu gözler önüne seriyor ve bence kitabı daha samimi kılıyor.
      
      Profesör Müştak kendi hakkında söylenenleri bu şekilde ifade ediyor:
     “Bu çocukta bir manyaklık var.”
     “Müştak zaten hep yenilenleri örnek alır kendine.”
     “Kontrol manyağı bu Müştak. Hiç kimseye güvenmez.”
    “Müştak yalana söylemeyi hiç beceremez.”
    “Düzen takıntısı var bu Müştak’ın. Her şey aynı şekilde yapılacak.”

İşin en ilginci ise kitabın etrafında yükseldiği açılış cümlelerine kitabı okusanız da net bir cevap bulamıyor olmak. Bu cümlelerin yorumu ve soruların cevabı yine de okurlara bırakılmış. İşte o cümleler:
      “ Tarih  geçmişte yaşanmış hakikatler midir, tarihçilerin anlattıkları mıdır?.”
       “ Şahane bir aşk çoğu zaman harcanmış bir hayat demektir.”

Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Geriye sizin okumanız kalıyor. Severek okuyacağınız bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çok yönlü bir kitap olması nedeniyle sizi bir yerden yakalayacaktır diye düşünüyorum. Okumanızı tavsiye ederim.

                                                                                  MELDA ÖZCAN TAŞ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder