27 Ekim 2014 Pazartesi

eski fincanlar

Beşinci Mektup
Ayrılık diye bir şey yok.
Bu bizim yalanımız.
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
Şimdi nerdesin? Ne yapıyorsun?
Güneş çoktan doğdu.
Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.
Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
Önce beklemekten.
Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.
Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini …
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
Kanunlara saygı göstermesini,
İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.
Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o?
İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
Saadet bekliyor yaşamaktan.
Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış,
Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
Göçüp gidiyor bu dünyadan.
İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
Ve yaşayıp beklerken ölmek !
Özleme bir diyeceğim yok.
O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
Yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
Seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
Seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
Yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki
Ümit Yaşar Oğuzcan

25 Ekim 2014 Cumartesi

SULTANI ÖLDÜRMEK / AHMET ÜMİT



Gerek kitabın adı gerekse kapağı nedeniyle bir sultanı ve onun hayatını anlatan bir kitap olduğu düşünülse de   “Sultanı Öldürmek” sadece tarihi bir kitap değil, polisiye bir roman. Bir aşk romanı ayrıca. Hatta psikolojik roman. İçinde barındırdığı tarihsel olaylar polisiye romanı tamamlar nitelikte.  Bir cinayeti kimin işlediğini sorgularken tarihin taht oyunları ve II. Mehmet’in Fatih oluşu hakkında da en ince ayrıntısına kadar bilgi sahibi olacağınız bir eser.
Romanın entrikası 63 yaşında, suçluluk duygusu çok yüksek bir profesör üzerine kurulu. Uzun yıllarını bir aşkı uğruna harcayan tarih profesörü Müştak Serhazin ve sapında Fatih Sultan Mehmet’in tuğrası bulunan bir mektup açacağı ile öldürülen bir tarih profesörü: Nüzhet. Bir aşk cinayeti mi? Yoksa nedeni tarihin sır perdesi ardında gizlenen bir entrika mı? Bir profesörün kendisiyle hesaplaşması, psikojenik füg (unutkanlık)  adında  bir hastalık ve sürpriz bir sonuç.

…ve Osmanlı devletinin imparatorluğa dönüştüren o tarihi zafer: İstanbul’un Fethi.  Bu olayı tarih romanlarını sıkılarak okuyanların bile merak içinde takip edeceklerini düşünüyorum. Ayrıca bambaşka konuları tartışmaya açması: II. Mehmet bir baba katili miydi? Bir baba katili olduğundan şüphe edilen Fatih de oğlu Beyazıt tarafından zehirlendi mi?

 Kitabı merakla okuyacağınızı düşünüyorum. “ Profesör Nüzhet’i, Müştak mı öldürdü, yoksa öldürmedim demesinin nedeni psikojenik füg mü? Yani  öldürdüğü anı mı hatırlamıyor?” diyerek katili ararken bir yandan da II. Murat ve Fatih’in zehirlenip zehirlenmediğini irdelemek, romanı tek yönlü olmaktan çıkarıyor bence. Bir konuyu oyunla öğrenmek gibi tarihi de bambaşka bir olayı sorgularken irdeleyebiliyorsunuz.  Profesör Müştak’ın monolog şeklinde sunulan iç hesaplaşması ve  katili bulmaya çalışması kitabı aynı zamanda pskolojik bir romana dönüştürüyor.

Öyle bir an gelir ki hayatımızda çevremizdekilerin söyledikleri o anda kulağımıza tekrar tekrar fısıldanır. Bizde yer etmiştir çünkü. Kitabın en beğendiğim yönü de bu: Profesörün kendiyle hesaplaşması. Tam bir iş üzerindeyken, annesi, babası, teyzesi ya da teyze kızının kendisi hakkında söylediklerini kelimesi kelimesine hatırlaması, insanın başkaları tarafından yargılanması ve eleştirilmesinin Müştak’ın üzerinde ne büyük ölçüde  etkili olduğunu gözler önüne seriyor ve bence kitabı daha samimi kılıyor.
      
      Profesör Müştak kendi hakkında söylenenleri bu şekilde ifade ediyor:
     “Bu çocukta bir manyaklık var.”
     “Müştak zaten hep yenilenleri örnek alır kendine.”
     “Kontrol manyağı bu Müştak. Hiç kimseye güvenmez.”
    “Müştak yalana söylemeyi hiç beceremez.”
    “Düzen takıntısı var bu Müştak’ın. Her şey aynı şekilde yapılacak.”

İşin en ilginci ise kitabın etrafında yükseldiği açılış cümlelerine kitabı okusanız da net bir cevap bulamıyor olmak. Bu cümlelerin yorumu ve soruların cevabı yine de okurlara bırakılmış. İşte o cümleler:
      “ Tarih  geçmişte yaşanmış hakikatler midir, tarihçilerin anlattıkları mıdır?.”
       “ Şahane bir aşk çoğu zaman harcanmış bir hayat demektir.”

Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Geriye sizin okumanız kalıyor. Severek okuyacağınız bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çok yönlü bir kitap olması nedeniyle sizi bir yerden yakalayacaktır diye düşünüyorum. Okumanızı tavsiye ederim.

                                                                                  MELDA ÖZCAN TAŞ

21 Ekim 2014 Salı

4. ULUSLARARASI BURSA FOTOĞRAF FESTİVALİ

Dünya fotoğrafı Bursa’da buluşuyor!
- Bu yıl ‘Birlikte Yaşamak’ temasıyla 4.’sü düzenlenecek olan Uluslararası Bursa Fotoğraf Festivali, farklı kıtalardan ünlü isimleri bir araya getirecek.
- Park Jongwoo, Carlos Spottorno, Sabit Kalfagil Ve İzzet Keribar gibi usta fotoğrafçılar söyleşilerde anılarını ve çalışmalarını anlatacak.
BURSA – ‘Birlikte Yaşamak’ temasıyla bu yıl dördüncüsü yapılacak olan Uluslararası Bursa Fotoğraf Festivali (BursaFotoFest), 6-11 Aralık 2014 tarihleri arasında fotoğraf sanatçılarıyla fotoğraf tutkunlarını Bursa’da buluşturacak. Park Jongwoo, Carlos Spottorno, Sabit Kalfagil ve İzzet Keribar dünyaca ünlü fotoğraf sanatçıları Bursa’da fotoğraf meraklılarıyla bir araya gelecek.
Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Kent Konseyi (BKK) ve Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği (BUFSAD) işbirliğiyle bu yıl 6-11 Aralık 2014 tarihleri arasında Uluslararası Bursa Fotoğraf Festivali’nin (BursaFotoFest), dördüncüsü düzenleniyor. ‘Birlikte Yaşamak’ temasıyla Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde (Merinos AKKM) yapılacak olan BursaFotoFest, sergileriyle yüzbinlerce kişiyi fotoğraf sanatı etrafında buluşturacak.
Küratörüğünü Hasan Şenyüksel’in yaptığı festival kapsamında, birçok panel, toplantı, atölye çalışmaları, portfolyo değerlendirmeleri gerçekleştirilecek.
BursaFotoFest, Magnum Photos’dan Chris Steele-Perkins’in (İngiltere), Panos Pictures’dan Martin Roemers’in (Hollanda) ve Carlos Spottorno’nun (İspanya), VII Photo Agency’den Ron Haviv’nin (ABD) ve Güney Kore’den Park Jongwoo’nun da aralarında bulunduğu 10’a yakın yabancı sanatçıyı Bursa’da ağırlayacak. Festivalde Türkiye’den ise aralarında Sabit Kalfagil, İzzet Keribar, Kamil Fırat ve Timurtaş Onan gibi usta isimlerin bulunduğu 40’a yakın fotoğraf sanatçısı yer alacak. Söyleşilerde usta fotoğrafçılar çalışmalarını ve anılarını fotoğraf tutkunlarıyla paylaşacak. Ayrıca festival kapsamında düzenlenecek panel, portfolyo ve atölye çalışmalarında fotoğraf tutkunları sanatçılarla bir araya gelecek.
4. Uluslararası Bursa Fotoğraf Festivali bünyesinde ‘Birlikte Yaşamak’ temalı uluslararası fotoğraf yarışması düzenleniyor. ‘Fotoğraf tutkunlarınınwww.bursaphotofest.org adresi üzerinden başvurabileceği uluslararası fotoğraf yarışması için son tarih ise 20 Kasım. Katılımcıların en fazla 4 fotoğrafla başvurabileceği yarışmanın jüri üyeliklerini ise Prof. Dr. Sabit Kalfagil, Öğr. Gör. Kamil Fırat, Dr. Ceyhun İrgil, Neslişah Hanzade Erbey Kuşku, Öğr. Gör. Alper Bilsel, Bülent Suberk ve Öğr. Gör. Mustafa Bilge Satkın yapıyor. Uluslararası kurallara göre düzenlenen BursaFotoFest yarışmasının patronaj numarası ‘United Photographers International’ (UPI) tarafından veriliyor.
Bursa Kent Konseyi Başkanı Semih Pala, “Çevre coğrafyadaki en büyük fotoğraf festivallerinden birini organize ediyoruz. Festival kapsamında dünyanın çeşitli yerlerinden fotoğrafçılar ve fotoğraflar Bursa’da buluşacak” dedi.

19 Ekim 2014 Pazar

Hünkar Köşkünde Kahvaltı Keyfi

Artı Sanat Eğitim ve Kütür Derneği yeni dönem tanışma ve birliktelik kahvaltısını Hünkar Köşkü terasında yaptı. 
Artı Sanat Eğitim ve Kütür Derneği başkanı Hasan AZAR "derneğimiz 2010 yılında kurulmuş olup o günden bu yana gönüllü eğitmenleri ile çalışmalarına devam etmektedir. Bu anlamda bizden desteğini esirgemeyen eğitmenlerimize teşekkür ediyoruz. Her yıl yaptığımız sanatsal ve kültürel çalışmaların sayısını arttırarak devam etmekteyiz. 












Hünkar köşkü'nün şahane manzarası ile yapılan kahvaltı keyifli sohbetlerle sona erdi

14 Ekim 2014 Salı

ESKİ FİNCANLAR

ESKİ BİR AŞK ÖYKÜSÜ 
Boynumda yağmurdan bir kolye...
Islak taşlara oturuyorum bugünlerde...
Bir siyam kedisi ve ben... pek çok şeyi geriye doğru unutuyoruz...
Eski rus bir sevgilim vardı...
Başka birisini göze alamam bugünlerde...
Öykü safir aynalı bir salonda geçiyordu...
Herşey önce çok güzel başlıyordu...
Sen, gözünde siyah bir bant, beni dansa kaldırıyordun...
Ben seni portekizli bir korsan sanıyordum...
Sonra ortaya çıkıyordu eski bir rus soylusu olduğun...
Yelkenbezi fularını çıkarıp... bir reverans yapıyordun...
Odadan yavaş yavaş herkes, soylu soysuz herkes çıkıyordu...
İkimiz bir de kediler kalıyordu... hava alamıyorduk...
Kapıları mühürlüyorlardı... eskil bir aşk öyküsünün içinde
Kalıyorduk... biz seni portekizli bir korsan sanıyorduk...
Bir siyam kedisi ve ben...
Lale Müldür