22 Eylül 2014 Pazartesi

ESKİ FİNCANLAR

Sebepsiz Sevmektir Aşk

Sebepsiz sevmektir aşk,
Nedeni olmadan bağlanmak birine.
Gözlerine baktığında erimektir içten içe.
Ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle.
Hatta sarılamamaktır utançtan,
Çünkü utanmaktır sevmek aslında,
Sevmek nedir aslen?
Ölmek mi uğruna?
Yaşamak mı onunla?
Sevmek mi ömür boyunca?
Yoksa ayrılmak mı gerekince?
Nedir insanı başkasına bağlayan?
Güzelliği mi? Bilmez kimse bu soruların cevabını..
Kimi sever güzelini, kimi sever özelini...

CAN YüCEL

19 Eylül 2014 Cuma

ESKİ FİNCANLAR

GİDİYORSUN

Gidiyorsun:
Bütün ışıklarımı göndersem seninle
Aydınlanır mısın?
Gidiyorsun:
Bütün sevinçlerimi göndersem seninle
Mutlanır mısın?
Gidiyorsun:
Bütün hüzünlerimi göndersem seninle
Üzülür müsün?
Gidiyorsun:
Bütün acılarımı göndersem seninle
Yıkılır mısın?
Ben
Üzüntülü ve yıkık
Kalırken
Sen
Aydınlık ve mutlu
Git
Işıklarımla ve sevinçlerimle:
Üzülme
Yıkılma
Aydınlan
Mutlu ol.
Bırak bana,
Hüzünleri, üzüntüleri
Acıları, yıkımı?
Al götür
Işıkları, aydınlığı
Sevinçleri, mutluluğu.
Gidiyorsun:
Bütün kendimi göndersem seninle
Götürür müsün?

Oruç Aruoba

17 Eylül 2014 Çarşamba

ESKİ FİNCANLAR

İSTERSEN AL GÖTÜR BENİ 
Ölümsüz gülüşünle başlıyorum
Her güzelliğe her sevince
Bir yağmur ince ince
Sürerken beni baska zamanlara
Zamanla yorgun hanlara
Dönüyor işte gördün her şeyim
Kuru topraklar gibi dağılıyor belleğim
Sınırsız bir boşluğu süre süre
Yorgunum çok uzaklardan geldim
Kaygılar sıkıntılar yaşadım uzun uzun
Korkuyu yakından tanıdım
Ölümsüz düşmanı oldum korkunun
Şimdi bakışınla bağlanıyorum
Kocaman bir dünyaya umutla
Bir akşam aşılmaz kaygılar
Çağırırken beni sozsuzluğuma
Sıcaklığın beni alıştırıyor
Soğuk ve yağmurlu akşamlara
Üşümüş bir kedi gibi sığınıyorum
Ellerine ayaklarına saçlarına
Afsar Timuçin

15 Eylül 2014 Pazartesi

Günün Sözü


Kozmosta hiçbir büyüklük ifade etmeyen dünyamızın bir köşesinde yaşadığımız küçük hayatı çok önemsememeyi öğrendim.
Z. Livaneli
Sevdalım Hayat

ESKİ FİNCANLAR

Tomorrow Will Be Another Day 
Belki ona gideriz yarın,
Belleksiz sevgiliye,
Poplin elli korkak çocuğa,
Duyarlığı, unutkanlığının kanı
anaya-
Ona belki gideriz yarın,
Gören gözlü kör güzele,
Çılgın gülüşlü bebeğe,
Yüreği, sızlanan ruhunun göğü
yavrucağa-
Yarın gideriz belki ona,
Unutuşun türküsü, bekleyiş
tortusunda,
Esnek kokulu çiçeğe,
Kaynak bakışlı Venüs'e-
Ya nasıl dönüş sonra? 
NİLGÜN MARMARA

14 Eylül 2014 Pazar

ESKİ FİNCANLAR

Nar

çiçeklerin eksilen suyuna su,
yazın yanına hatırayı ekledik,
çekirge sesleri ve 
öğle güneşi altında narın
olgunlaşmasını bekledik.
bekledik, başka başka odalarda
çektiğimiz ağrı dinsin, 
bir çocukluk düşü gibi 
ince bir sızıya dönsün diye
yaza sedeften bir anlam ekledik
biliyorsun,
bir baş dönmesi gibi sürüyor hayat,
yazların yanına yazlar ekleniyor,
zaman uzun bir sıcağa dönüyor burada,
ağırlığına duygunun, taşınamazlığına
ve yazlar hatıraya…
sığındığımız konuşmalar kesecek mi ağrıyı?
ağacın güzelliğindeki mânâ sönmeyecek,
köklerinde sürecek mi aşk?
ah benim hayal kardeşim,
bizim bu aşktan alacağımız var,
dinsin ayrı odalarda çektiğimiz ağrı,
yaz geçip gitsin ve olgunlaşsın nar.

Birhan Keskin

2 Eylül 2014 Salı

eski fincanlar

ONUN TÜRKÜSÜNÜ, GUEVARA’NIN


Dağların ve nehirlerin

Türküsünü söylemek istiyorum

Büyük gökyüzünün ve kırların.

Mavi bir çiçeğin türküsünü söylemek istiyorum

Umudun ve sevdanın.

Kahraman bir yüreğin türküsünü söylemek istiyorum

Aslan türküsünü Guevara’nın.

Odalar ve sofalar kuşatmış beni

Sandalyeler masalar tabaklar

Gökyüzü kuşatmış beni içim daralıyor

Gelenekler korkular kuşkular

Kuşatmış beni

Rotatifler silahlar yasalar

Ah akşam oluyor

Sevgilim, aşkım benim

İniyor dağlara

Örtüsü gecenin

Bir çocuk durmadan

Büyük nehirleri özlüyor

Kaybolmuş sevinçleri özlüyor

Bu yürek durmadan

Geçiyor dağlardan

Gölgesi çetelerin

Körlerin ve yetimlerin

Türküsünü söylemek istiyorum

Yavrusu ölmüş ananın

Hastaların türküsünü söylemek istiyorum,

Hapiste yalnız bir adamın.

Sevgili bir yüreğin türküsünü söylemek istiyorum

Kardeşimin, Guevara’nın

Ah, nasıl da acı

Böyle susup durmak

Kötüler cellatlar elinde

Bunalırken güzelim halk

Fabrikalar yanlış çalışırken

Yanlış ekilirken toprak

Ayak, olmuşken baş

Baş, olmuşken ayak

Kavganın ve hürriyetin

Türküsünü söylemek istiyorum

Gür bir akışla akacak kanın

Eşitliğin türküsünü söylemek istiyorum

Halklar adına yükselen sancağın.

Sadeliğin, inceliğin, onurun

Türküsünü söylemek istiyorum

Onun türküsünü, Guevara’nın

ATAOL BEHRAMOĞLU

1 Eylül 2014 Pazartesi

eski fincanlar

AŞK İÇİN
aşk için söylediğim her şeyi bir daha söylerim
sakin mutsuz ya da yırtıcı
herkesin ağzındaki o sonsuz acı
belki de bundandır
nasıl ayrı yaşarım inandığım şeylerden
onları elbette bir daha bir daha söylerim
usul usul ve usla birlikte akıcı
kandır
aşk isterim, aşk olsun isterim
yaşamanın sonu ölümün başlangıcı
kıyılarda yürürüm, sindiririm kıyıları
of güçlü macun içine kat beni
kanım koyulaştırsın kırmızıyı
anadoluda bir yerden bir yere giden biri
belki bir kirazı hatırlar
bir denizi kesinlikle hatırlamaz
belki hepsini birden hatırlar da bilemez
ne zamandır
akşolsun ne zaman
aşkolsun tiyatro geceleri
aşkolsun “bravo” sesleri
aşkolsun anadolu otobüsleri
aşkolsun bildiğim ışık
biz birden türeriz istanbulda ve heryerde
görünmez bir mutsuzluğu söyleriz
bilge kayalarla 
çarpılan ebonitler
oluşturur tersliğimizi
ey canım, güzel yüzlüm
suyunda denizleri bulduğum
bilmediğim yerlerimdeki sancı
bana bir şey söyle güleyim
bir şey daha söyle
inandır
bir şey daha söyle istersen
beyaz olabilir
suya falan benzeyebilir
bir adaya benzeyebilir.
Turgut Uyar