28 Mayıs 2014 Çarşamba

kapadokya gezisi

artı sanat eğitim ve kültür derneği ailesi olarak kapadoyka'ya yaptığımız kültür gezisi ile alakalı görsel ve yazılı materyallerin bulunduğu link aşağıdadır. Bakmak ve görmek isteyen sanatsever arkadaşlarımız link'e tıklayarak ulaşabilirler.

kapadokya gezisi

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Madende Çocuk Olmak

SOMA kalplerimizi yıkan geçen ve yüzlerce insanı bu hayattan söküp alan kara gün. Herkes siyah kurdeleler takıp gezecek yakasına biliyorum. Herkes bağıracak gidenlerin ardından, hesap sorulsun diyecek. Kimden nasıl hesap sorulacağını bilmediği halde isteyecek bunu üstelik.

Ben giden 15 yaşındaki canın sızısını hissedeceğim bir kez daha. Henüz ergenlik döneminde olan ve hayatının baharında yarına ait ümitleri olan bir gencin gidişini kabullenmeyeceğim. Bugün okulda yaşadığım olay gelecek aklıma sonra. Bir öğrencimin öğretmenine yaptığı olumsuz söylemin ardından ailesini okul kapısına kadar getirişi gelecek aklıma. Ailenin "O bizim canımız gereken neyse biz yaparız" diyerek çocuklarının arkasında duruşları gelecek.

Sonra 15 yaşındaki küçük kömür işçisinin ailesi gelecek gözümün önüne.  Onlar da çocuklarının arkasında saf tutarak duracaklar. Haklarını helal edecekler ve iyi bilecekler uğurladıkları yavrularını....Koca bir boşluk kaplayacak içimi. Sızlayacak yüreğim her nefeste. Öfkelenecek ruhum haksızlığa ve yoksunluğa... Sonra her şey  gibi unutulup gidecek. 3 gün sonra her şey normale dönecek. Kurdeleler çıkarılacak yakalardan ve hayat kaldığı yerden devam edecek. Kimse istifa etmeyecek, kimse suçlu hissetmeyecek kendini. Kader deyip kabullenecek herkes. 15 yaşındaki madenci çocuğun ailesi bile. Giden gittiğiyle kalacak yani.

Farkında olmak bunları görüp kabullenmekse şayet ben farkında olmak istemiyorum artık. Sadece hak istiyorum. Hakkımı istiyorum. 15 yaşındaki madenci çocuk için..... 


9 Mayıs 2014 Cuma

eski fincanlar

anlık mesafeler...

an;
derin bir zaman ötesinde,
bir gülüş mesafesinde...
bazen çok yakın,
bazen de bir o kadar uzak...

metin acu


8 Mayıs 2014 Perşembe

eski fincanlar

Lethe

ruhum bir kapı, orasıyla burası arasında
içinden sana bakan bir su akar. 
bir ormana gireriz sanki usulca 
bir gölge oradan suya dalar, 
ağaç onu almak için eğilir 
kıyıya çekilen beden artık o değildir. 
toprağa çevirdim yüzümü, ellerinin 
sırından dökülen kırlara doğru 
yüzünü aradığım aynalarda beliren soru, 
uzandım boşluğuna tepelerin 
dağıldım bir kuş kanadı gibi 
senin aşkınla dolunca vadi. 
rüzgar ayaklı İris, içtim o testiden ben de 
kendi yalanına dalan sözlerle örüldü ağzım 
dokuz yıl, dokuz nehir 
bir ayet gibi örtüldü üzerine gecenin 
Tanrım, beni unutma 
unuturum nasılsa ben 
geçerken 
sularından Lethe’nin.

Tuğrul Tanyol

7 Mayıs 2014 Çarşamba

eski fincanlar

Uyanış

- ne acı bu denli geç rastlamak sana
ve böylesine erken ayn kalmak sonunda
(Voznosenskı)

avcumdaki ırmağa göğsünü yaslar leda
parmaklarımdan geçer rüzgârın yalnızlığı
taşların ruhuyum yağmurun dalgınlığı
dua edemem artık
geç kaldım tanrıya
kimsenin avlusu olarnam şimdi arka bahçelerin
korkusuz karanlığı
terk ettiğim kuyularda dinlenir hayat
yüzümde unutur şaşkınlığını 
kendini sulara anlatır leda
gecenin beklediği
bulut sesi
olmak için
kimsesiz acıyı tanır mı toprak
girebilir miyim
göğsündeki ormana
bir nehir bulmalıyım
bakmak için sana
yalnızlığı yalnızca aşk ürkütür
beni hatırlama uyandığında

ZEYNEP KÖYLÜ

5 Mayıs 2014 Pazartesi

eski fincanlar

GÜZELLEME 

Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların
Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur
Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü
Bak bu sensin çocuğum enine boyuna
Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki
Sabahlara kadar koynumda yatmışsın
Bak bende yalan yok vallahi billahi
Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur 
İşe bak sen gözlerin de burda
Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık
İyi ki burda yoksa ben ne yapardım
Bak çocuğum kolların işte çıplak işte
Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün
Gözlerin sabahın sekizinde bana açık
Ne günah işlediysek yarı yarıya 
Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların
Bunların konuşması olur öpülmesi olur
Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde
Vapurdaydık vapur kıyıya gidiyordu
Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu
Uzanmış seni usulca öpmüştüm
Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu.
CEMAL SÜREYA



 

 

4 Mayıs 2014 Pazar

Halil Cibran

Ne garip değil mi? Aklı yavaş olana değil de, ayağı yavaş olana. Yüreği kör olana değil de, gözü kör olana acırız.

İnsanın hakikati, sana gösterdiğinde değil, gösteremediğindedir. Bundan ötürü onu tanımak istersen dediklerine değil, demediklerine kulak ver.
 
Yalnızca sevgi ve ölüm her şeyi değiştirebilir.

Her insan iki insandır; biri karanlıkta uyanık, diğeri ise aydınlıkta uykudadır.

3 Mayıs 2014 Cumartesi

MİTOLOJİK PUZZLE



BU DA BİTMİŞ HALİ :)



FLAMENCO

FLAMENCO  / SAAT PUZZLE






PUZZLE NEDİR?

Bilmece, bulmaca, bilinmeyeni çözme gibi pek çok anlamı vardır. Fakat anlaşılmasını daha kolay hale getirmek için yapboz olarak tanımlamak da doğru olacaktır.

Puzzle ilk olarak 1760 yıllarında haritacı ve coğrafyacı olan John Spilsbury tarafından ortaya çıkarılmıştır ve geliştirilerek günümüzde hemen hemen her yaş grubunun beğeniyle oynadığı bir zeka oyunu haline getirilmiştir.

Günlük hayatımızda yaptığımız işlerle ilgili problemleri çözmek, gideceğimiz yerlere ulaşmak için kestirme yollar aramak veya hedeflerimize ulaşmak için düşünce olarak verdiğimiz uğraşlar aslında insan hayatındaki birçok faaliyetin çözümünde puzzların bize hiç de yabancı olmadığının farkına varmamızı sağlayabilir.  

Bir binayı inşa etmeye başlarken nasıl ki önce sınırlarını belirleyip dış cephesini yaptıktan sonra binanın iç kısımlarını yapmaya başlıyorsak puzzleda da aynı şekilde önce sınırları belirleyip dışardan merkeze doğru ilerlememiz işimizi kolaylaştıracaktır.

Puzzle oynamak insanın pratik zekasını geliştirmenin yanında sabır gerektiren işlerimizde sonuna kadar devam etmemizde faydalı olabilecek güzel bir aktivite olacaktır.


oruç oruoba

"Bütün dert. ötekilerle bir arada yaşamak zorunda olup, bir arada yaşamaya dayanamamızdır.

En yakınlarımız en uzak olsunlar isteriz; en uzaklarımız da. en yakın - olunca da, hep, tersi...

Tersliğimiz, uzak yakınlığımız, ve yakın uzaklığımızdır."

ORHAN PAMUK / BENİM ADIM KIRMIZI

       ORHAN PAMUK “BENİM ADIM KIRMIZI



Yıllar önce bir hevesle elime alıp sıkıldığım ve yarım bıraktığım bu kitap şu anda tekrar okuduğumda favori kitaplar listeme adını yazdırmıştır. Orhan Pamuk’un 4 yılda tamamladığı kitaptır Benim Adım Kırmızı.bunun 2 senesinin hiçbir şey yazmadan sadece araştırma yaparak  geçirdiğini  göz önüne alırsak  Orhan Pamuk’un olayların kaynağı ve asıl ana noktası olan nakkaşlık mesleği hakkında da birçok bilgi sunduğunu fark edeceksiniz.Kitabın ben için en ilginç yanı bölümlerin her birinin bir başka kişinin ,rengin,eşyanın ağzından anlatılmasıdır.Gelelim kitabın kısaca konusuna :
           Osmanli Dönemi’ni, o yillarda nakkaşlar arasında geçen olaylari farkli karakterlerin ağzından anlatan bir romandır. 1591 yılı kış ayları, İstanbul. İki erkek çocuğu annesi güzeller güzeli Şeküre’nin kocası dört yıldır savaştan dönmemiştir. Çocukluk aşkı, yeğeni Kara ise aşkını açıkladığı için evden kovulmuş ve ancak on iki sene sonra İstanbul’a dönebilmiştir. Döner dönmez de hala çok sevdiği Şeküre ile evlenmenin yollarını arar.
          Babası ve iki çocuğu ile birlikte kalan Şeküre’nin gönlü hem Kara’da hem de kocasının kardeşi Hasan’dadır. Şeküre’nin babası yani Kara’nın eniştesi Padişahın emri ile gizli bir kitap yaptırmaktadır. Kitabın gizli Avrupai usuller kullanarak resmetmekten gelir. Enişte Efendi Osmanlı sarayının ünlü nakkaşları Kelebek, Zeytin ve Leyleği kitabın nakışlarını yapmaları için görevlendirir. Tezhibi de Zarif efendi yapmaktadır. Koyu bir taassup içinde olan Erzurumlu Hoca Efendi ve taraftarları ise geleneklere ve dine aykırı bir şeyler çevrildiğini anlamıştır ve Zarif Efendi de bu düşüncededir. Her gece kahveye toplanan nakkaşlar ve hattatlar bir meddahın resimlerle anlattığı sivri dilli ve Erzurumlu Hoca karşıtı hikayelerle eğlenirler. Zarif Efendinin işlerine köstek olacağını anlayan nakkaşlardan biri Zarif Efendiyi öldürür. Romanın geriye kalan kısmı katilin bulunmaya çalışması, nakışta üslup ve imzanın yeri, doğru ve batının yeri üzerine kahramanların düşünceleri ile örülüdür.
       

   Osmanlı hat sanatına ilişkin birçok bilgiyi 
bulabileceğiniz Benim Adım Kırmızı gerek yazılış tarzıyla gerekse de ilginç konusuyla kesinlikle okunmaya fazlasıyla değer bir kitap .Son olarak  kitapta beğendiğim bir alıntıyla noktalamak
istiyorum yazımı:



        “Saklanmam: benim için incelik, zayıflık ya da güçsüzlükle değil, kararlılık ve iradeyle gerçekleşir ancak. Kendimi ortaya koyarım. Başka renklerden, gölgelerden, kalabalıktan ya da yalnızlıktan korkmam. Ne de güzeldir beni bekleyen bir yüzeyi kendi muzaffer ateşimle doldurmak. Benim yayıldığım yerde gözler parıldar, tutkular kuvvetlenir, kaşlar kalkar, yürekler hızlanır. Bakın bana; ne kadar güze şey yaşamak! Seyredin beni, ne güzeldir görmek. Yaşamak görmektir. Her yerde görünürüm. Hayat benimle başlar, her şey bana döner, inanın bana.”
                 
                                                                                                                         GÜLŞAH ÖNER

  

2 Mayıs 2014 Cuma

Şile Ağva Gezimiz

Şile; uzun yıllar önce gittiğim ve beni her zaman çok etkilemiş olan deniz feneri ile karşılayan şirin kasabanın bu kadar büyümüş olduğunu görünce inanamadım doğrusu. Yeni yapılan kordonu, lüks kafe ve lokantaları, çok zevkli bir şekilde renklendirilmiş liman duvarlarıyla hiç beklemediğim bir etki yarattı bende. Eski zamanların sakinliğini kaybetse ve binaya boğulsa da görülesi bir yer. "Her insanın bir feneri olmalı şu hayatta yolunu aydınlatan" derim hep benim fenerim de Şile feneri. Gitmemiş olanlar varsa tavsiyem iyice geç kalmadan ziyaret etmeniz.

Ağva ise masallardan bir tasvir gibiydi. Göksu'nun iki yanına yapılmış tatil mekanları, göl içinde yapılan yarım saat süren tekne turları, doğanın her türlü sesini dinlediğin bir cennete dönüşüyor. Sakinliği ve sessizliği sevenlere zamanın durduğunu düşündüren bir mekan. Özellikle aldığınız  hizmet açısından çok rahat edebileceğinizi söyleyebilirim. Gidilen bir yerden dönmektir zor olan işte o yüzden  Ağva'dan dönmek istemiyor insan. Zamana asılı kalmak istiyor. Sevgilerini tazelemek isteyen sevdalılar gibi tekrar gitmek istiyor içinde kaybolduğu yeşile....

Bizimle birlikte bu yolculuğu yapan tüm arkadaşlarımız da umarım benim gibi düşünürler. Masala kaldığımız yerden devam etmek dileğimle....