29 Mart 2014 Cumartesi

GEMİ

Olmuyor ,
Ne yapsam da.
Sen varsan da, yoksan da
Durgunum, dalgınım bu aralar
Derinlere gidiyorum
Sanki su alan bir gemiyim
Batıyorum.

Sen engin bir deniz
Ben batıyorum
Ama gelesin diye
Hala yaralar açıyorum kendime
Doluyorum seninle her cepheden
Telaşsız ve kayıtsız
Sonumu da görüyorum
Batıyorum

Son nefes, son can, son damla
Zaman işliyor
Gün sadece doğup batıyor
Sessizce gömülüyorum görünmezlere, derinlere
Yok oluyorum belki gün yüzünde ama
Enkazım sular içinde
Beni içine alan o engin denizde..
Yani sende.
Huzurluyum ben ise..
Bir damlana bile hasretken öncesinde,
Şimdi en derinlerde hep seninle..

                MELDA ÖZCAN TAŞ

SENİ DÜŞÜNMEK /Nazım HİKMET

SENİ DÜŞÜNMEK 

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

              
                               Nazım HİKMET 

RESSAM CLAUDE THEBERGE ve THE UMBERELLAS TABLOSU


 CLAUDE THEBERGE  / THE UMBERELLAS

Bu resmi seçmemde en büyük neden resmin kendisinin dışında ressam Claude Therberge'nin şemsiye figürünü bir tarz haline getirip birçok tablosunda bunu kullanır hale gelmesiydi dikkatimi ilk çeken.Daha sonra hemen hemen bütün resimlerini incelemeye çalıştım  ve bunların arasından beğendiğim bir resminin de reprodüksiyon çalışmasını yapmaya karar verdim.Sonuç fena olmadı sanırım :)











CLAUDE THEBERGE: Kanadalı sanatçı, Quebec City'nin École des Beaux-Arts mezunudur.Kanada Sanat Konseyi ve Quebec Hükümeti'nden  burs kazandı.  Fransa'da büyük sanat ve tasarım okullarında eğitim aldı.Dünya çapında  düzenlenen yarışmada 65,000 grafik içeren bir Birleşmiş Milletler yarışmasında ödülü aldı. Claude Theberge Montreal, Thurday 15 Mayıs 2008 tarihinde vefat etti. 






28 Mart 2014 Cuma

aslında bir alıştırmadır umut 
öbürlerinin azıcık nefes diye bağışladığı 
 baharı beklemeye benzer
hain ve olmayanadır çünkü 
 umutsuzluğu taşır yanında 
oysa nasıl olsa gelecektir bahar denen tarih 
önüne durulmaz mantığıyla doğanın 
 yeşilden olma birim 
 sudan gelme itmeyle

                        Turgut UYAR

eski fincanlar

Konser 

Şimdiden duyuyorum
Her şey birdenbire olacak
Şuramda bir kılcal damar
Ya da beynimde bir sinir ucu 
O anda bi yerlere atılmış eski bir kemanın
Yalnızlıktan gerilmiş bir teli kopacak
Ya da terk edilmiş bozuk bir piyanodan
Tek notalık si minörden bir ses çıkacak 
Karanlıkta ve yalnızken dinlemeli
Bu konser modası geçmiş adamın
Yaşamı boyunca sunmak isteyip de
Veremedigi ilk ve son konser olacak 

AZİZ NESİN

27 Mart 2014 Perşembe

RESSAM FRİDA KAHLO'YU BİRAZ YAKINDAN TANIYALIM

                                   Magdalena Carmen Frida Kahlo
                         (6 Temmuz 1907 - 13 Temmuz 1954), Meksikalı ressam.
Bir yirminci yüzyıl popüler kültür ikonu haline gelen ressam, resimlerinin yanı sıra inişli çıkışlı özel yaşamı ve politik görüşleri ile tanınır. Sanatı, sürrealist olarak tanımlanmışsa da kendisi bu tanımı reddetmiştir.
 6 Temmuz 1907 günü doğmuş olmasına rağmen, kendisi doğum tarihini, Meksika Devrimi'nin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş, yaşamının modern Meksika'nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiştir.

Altı yaşındayken geçirdiği çocuk felcinin sonucu olarak bir bacağı özürlü kalmış, kendisine "Tahta Bacak Frida" denmişti. Bu özrüyle baş etmesini bilen Frida, genç kızlık çağında, dönemin en iyi eğitimini veren Ulusal Hazırlık Okulu’nda okudu. Bu okul, onu sanat, edebiyat, felsefe gibi alanlara yönlendirdi. İlerde Meksika düşün yaşamının önemli isimleri olarak anılacak Alejandro Gomez Arias, Jose Gomez Robleda, Alfonso Villa okul arkadaşları oldu. Okulda, anarşist bir edebiyat grubuna dahil oldu; güçlü bir kişilik oluşturmaya başladı. 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası bütün hayatını değiştirdi.

Frida Kahlo’nun 143 resmi vardır; 55 tanesi oto-portredir.Yaşamının büyük bir bölümünü yatakta başının üstünde duran, “gündüzlerinin ve gecelerinin celladı” olarak tanımladığı bir aynaya bakarak geçirdiği için sürekli oto-portre çizmiştir. Resimlerindeki ustalık, Pablo Picasso’ya bile "Biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz" dedirtmiştir.
Sürekli evcil hayvan besleyen Frida’nın beslediği hayvanlarla ilgili iki portresi vardır: 1941'de yaptığı "Ben ve Papağanlarım" ile 1943'te yaptığı "Maymunlarla Otoportre".
Frida’nın resimleri sürrealist' olarak değerlendirilse de o sürrealizmi reddetti. Resimleri aslında acı ve kesin gerçekliği yansıtıyordu. Frida’nın resimlerinde Meksika kültürü ve devrimci ulusal kimlik tuvale aktarılmıştı.

Kahlo, 1938’de New York’ta sürrealist resmin öncü isimlerinden dostu Andre Breton’un da desteğiyle bir sergi açtı ve bu sergi ona uluslararası ün getirdi. 4 tablosunu ünlü aktör Edward G. Robinson’a satarak ilk büyük satışını gerçekleştirdi, resimlerinin yarısı satıldı. Bu başarı üstüne 1939’da Paris’te bir sergi açtı. Picasso ve Kandinsky gibi sanatçıların övgüsünü kazandı; Louvre Müzesi, sanatçının Çerçeve' adlı tablosunu satın aldı. Sanatçı, ülkesindeki ilk kişisel sergisini 1953’te Meksika’daki galerisinde açtı. Doktoru, yatağından çıkmasını yasaklayınca için serginin açılışına karyolasında taşınarak götürülmüştü.

Frida Kahlo, 13 Temmuz 1954’te, akciğer embolisi teşhisiyle son nefesini verdiğinde; arkasında bıraktığı son tablosu; Yaşasın Yaşam isimli bir natürmorttu. Cenazesi, ertesi gün yakıldı. Külleri, Mavi Ev'de muhafaza edilmektedir. Mavi Ev, 1955'te Rivera tarafından devlete bağışlanmıştır.

Frida Kahlo'nun hayatı Frida ismi ile sinemaya aktarıldı.
2005'de hayatını konu alan "The Life and Times Of Frida Kahlo" adlı bir belgesel film çekildi.


ORHAN PAMUK / KARA KİTAP




ORHAN PAMUK    “ KARA KİTAP “

     Orhan Pamuk’un : “Bazen bu romanı nasıl yazdığıma şaşarım." dediği romanıdır Kara Kitap. :)

Kitabı çok sevebilirsiniz, nefret de edebilirsiniz.Genelde tavsiye ettiklerim ya çok beğendiler ya da daha 30 sayfa ilerleyemeden
bıraktılar.Ama bugüne kadar okuduğum kitaplar içerisinde beni en çok etkileyen kitaplardan biri olmuştur Kara Kitap.Gelelim kitabın konusuna :
 Romanın baş karakterleri Galip,Celal ve Rüya’dır.
Galip; çocukluk aşkı, amcasının kızı, sevgilisi ve kayıp karısı Rüya'yı karlı bir kış günü İstanbul'da aramaya başlar. Çocukluğundan beri yazılarını hayranlıkla okuduğu yakın akrabası gazeteci Celâl'in köşe yazıları, bu arayışta ona işaretler yollayacak ve eşlik edecektir. Okuyucu, bir yandan her bacası, her sokağı, her insanı başka bir esrarlı âleme dönüşen İstanbul'da Galip'in araştırmalarını ve karşılaştığı kişileri izlerken, bir yandan da bu araştırmaları değişik işaretler ve tuhaf hikâyelerle tamamlayan Celâl'in köşe yazılarıyla karşılaşır. Eski cellâtların hikâyelerinden Boğaz'ın sularının çekileceği felâket günlerine, kılık değiştiren paşalardan kültür tarihimizden kalmış esrarlı cinayetlere, karlı gecenin aşk hikâyelerinden yüzlerimizin üzerindeki anlamın sırlarına, yakın tarihimizden günlük hayatımızın unutulmuş ve şaşırtıcı ayrıntılarına kadar uzanan bu araştırma, Galip'i hem kayıp karısına, hem de hayatımızın içine gömüldüğü kayıp esrara doğru çekecektir.
Kitapta “Cellat ve Ağlayan Yüz , Boğazın Sularının Çekildiği Zaman” adlı hikayeler ,en çok dikkatimi çeken  ve benim en etkilendiğim bölümler oldu.

Kitaptan beğendiğim ve bir köşeye not ettiğim cümleleri paylaşmak istiyorum sizinle de :

"Çünkü kendim olamazsam onların olmamı istedikleri biri oluyorum ; ama onların olmamı istedikleri insana hiç katlanamıyorum ve onların olmamı istedikleri o dayanılmaz kişi olacağıma hiçbir şey olmayayım ya da hiç olmayayım daha iyi diye düşünüyorum."

"Az yaşıyoruz, az görüyoruz, az biliyoruz ; bari hayal edelim."

"...dünyanın hiçbir belleğe sığmayacak kadar geniş olduğunu düşündü."

    Yazımı yine kitaplarla ilgili söylenmiş Theodore Parker ‘a ait güzel bir sözle bitirmek istiyorum:     
    ” Size en çok yardımcı olan kitaplar sizi en çok düşündüren kitaplardır.” Düşünmeye başlamak için Orhan Pamuk ‘un Kara Kitap’ı oldukça iyi bir başlangıç olacaktır. JKitaplarla dolu günler sizin olsun görüşmek üzere..

                                                                                                                                                                                                                                    GÜLŞAH ÖNER

RESAAM MOGA ve Marche aux fruits TABLOSU

Marche aux fruits /MOGA


Etnik tarza tablo çalışmaları yapmak isteyenler için Moga'nın resimleri iyi bir alternatif ...



RESSAM Santosh Chattopadh ve "Rhythm of Love " TABLOSU

Rhythm of Love /Santosh Chattopadh

Yağlı boya tablo yapmak için ilk resim seçiminde birçok tablo örneğinin arasından dikkatimi ilk çeken  resim Santosh Chattopadh 'ın  "Aşkın Ritmi "adlı bu tablosuydu.Aslında bir anlamda  ilk amatör tablo çalışmam da diyebiliriz bu tablo için.Dolayısıyla ben de her zaman yeri ayrı olacak:)



Santosh Chattopadh:Bir sanatçı olarak renk ve tuval dünyasına  büyük ölçüde katkıda bulunmuştur.Kırmızı , sarı ve turuncu ile ısıtılmış eserleri; palyaçolar  ve  joker figürleri ile yaratıcı bir dünya tasviri sunar bize.Sanatçı resimlerinde basit ifadelerle insan yüzlerini tasvir eder .




Uzun yıllar önce başladığım ve  Artı Sanat Derneği'ne katıldıktan sonrasında tamamladığım manzara türündeki bu çalışma..

                                 
Işığı görme, yansıtma ve spatula tekniğini deneme şansı bulacağımı düşünerek başladığım bu çalışmayı tamamlamak beni bir sonraki çalışmamda da farklı teknikleri kullanmaya teşvik etti. Bu tablo sonrasında sonrasında başladığım çalışmada spatula tekniğini ve çiçek motiflerini daha yoğun bir şekilde kullandım.
SIĞINMA  / Andrei PROTSOUK


Farklı çizim şekli ve figürlerin hissettirdiği huzur duygusuyla bu tabloyu çalışmaya karar verdim. Severek çalıştığım tablolarımdan biri oldu..



                                                   50x50cm Tual Üzerine Yağlı Boya (Çerçeveli) 

Andreİ PROTSOUK: Farklı çizgileriyle dikkat çeken Ukraynalı ressam, aynı zamanda klasik tarzda da çalışmıştır. Resimleri George Bush da dahil olmak üzere bir çok ünlü koleksiyonerin duvarlarını süslemektedir.


     BURSA 12. TÜYAP KİTAP FUARI
                               BU YIL FUARDAN KİTAPLIĞIMA KATILAN YENİ ÜYELER 


BURSA 12.TÜYAP KİTAP FUARINDAN BU SENE PAYIMA DÜŞENLER :)



  BURSA 12.TÜYAP KİTAP FUARINDAN BU SENE PAYIMA DÜŞENLER :)





İHSAN OKTAY ANAR / SUSKUNLAR

İHSAN  OKTAY ANAR  “SUSKUNLAR”



Bir İhsan Oktay Anar hayranı olarak  Suskunlar romanı , Puslu Kıtalar Atlası adlı ilk kitabından sonra en beğendiğim kitabı oldu.Kitap Mevlana'dan bir alıntı ile başlıyor:
" Kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür." Aslında bu söz, kitabın  tümünde anlatılanların bir özetidir de diyebiliriz.


Romanda oldukça fazla sayıda karakter var ; ama İhsan Oktay kitaplarını daha  önceden okuyan biri için  karakter sayısındaki bu fazlalık şaşırtıcı olmasa gerek.J Bu kadar çok kişi, mekân ve yan hikâye barındıran bir romanı özetlemeye çalışmak oldukça zor aslında  ;ama kısaca bahsedecek olursak romanın konusu şu şekilde:
Bâtın Efendi ve oğlunun Kostantiniye'ye gelmesi, Kostantiniye'deki musikîde en derin, en bilge ve en usta olan yedi kişiden altısının eleneceği ve seçilenin kulağına Bâtın Efendi’nin, kendi neyinden en mukaddes nağmeyi üfleyeceği, yani 'hayat veren nefesi' dinleteceğinin  duyulması, adı geçen roman kişilerinin hayatlarını etkileyecek, kaderler kesişecek, türlü kötülükler ve cinayetler işlenecek ve iyilerle kötüler arasında büyük bir kavga başlayacaktır..
Kitabı bitirdikten sonra kitap üzerine yaptığım araştırmalarda kitabın adının “ Suskunlar “ olmasının nedeni, Galata Mevlevihânesi içerisindeki suskunlar adlı hücreden gelmeyebilir. Evet, kitapta böyle bir küçük mezar bölümünden bahsedilir ama, işin asıl kaynağım Mevlâna Celaleddin’in lakabının hamûş [suskun] olmasından gelir. Hamûşân ise, suskunlar anlamına geldiği gibi, aynı zamanda ölüler/göçmüşler anlamına da gelir. Bunun yanında, semâ edenler de birer hamûşândır, suskundurlar, sadece dönerler. İşte suskunlar adı buna da atıfta bulunur.


     Son olarak kitaptan beni  en çok etkileyen birkaç alıntı ile bitirmek istiyorum yazımı :


"Kusur benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı."

"Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu."

"Mükemmellikle güzellik aynı şey değildir. Çirkin bir şeyi güzel yapmak mümkündür  ; ama mükemmel bir şeyi güzel kılmak çok daha zahmetli bir iştir."



   İhsan Oktay Anar’ı daha önce hiç okumamışsanız ,okumaya Puslu Kıtalar Atlası adlı  kitabı ile başlamanızı tavsiye ederim.Kitaplarını okumaya başladığınızda sizin de benim gibi  İhsan Oktay  büyüsüne kapılacağınıza ve daha yeni basılmış bir romanını bile  okurken , bir sonraki romanı  acaba ne zaman çıkar kaygısıyla elinizdeki kitabı hem merakla çabuk bitirmeyi istemek hem de kitabı  bitirmeye kıyamamak duygusu arasında kalacağınızı şimdiden söyleyeyimJ
Bu kitabı gerçekten sindirerek okuyacaklara tavsiyem: yanınızda mutlaka çok kapsamlı bir Türkçe sözlük bulundurun. Sadece cümlenin anlaşılmasını sağlayacak kritik kelimeleri değil bilmediğiniz tüm kelimeleri öğrenerek devam edin, böyle yapın ki her yönüyle hayatınızda belki de okuyabileceğiniz en muhteşem kitaplardan birini okuduğunuzun farkına varınJ




  


Son olarak unutmayın  Norman Cousins’in de dediği gibi “Okuyabilen herkes derinden okumayı ve böylece daha dolu yaşamayı öğrenebilir.” Bol kitaplı günler sizin olsun J

                                                                                                                                                                                                                               GÜLŞAH ÖNER

SARMAŞIK

Şebnem İŞİGÜZEL "SARMAŞIK "

Resim yapmak da kitap okumak gibi mutluluk veriyor bana. Kelimelerle renkleri, yazarlarla ressamları aynı amaca hitap eder buluyorum bu nedenle. Bir hobi olarak resimle uğraşırken bir yandan da okuduğum kitap, işte tam bu nedenle beni büyüledi. Bir ressam ve bir yazarın sarmaşık dalları gibi birbirine dolanan hayatı konulu bir kitap : SARMAŞIK.  Okuduğum birçok kitaba göre çok daha çabuk bitirdiğim bu roman, 2002 yılında, bir kış mevsiminde İstanbul’da geçiyor. Roman, renk körü hastalığına yakalanmış bir ressam Ali Ferah ile nörolojik bir hastalığı nedeniyle harfleri tanıyamayan Nobel ödüllü ilk Türk yazar Salim Abidin’in bir doktor muayenehanesinde tanışmalarıyla başlıyor. Ve ikisinin de aşkları, kederleri ve arzuları tesadüflerle birbirine dolanıyor.

Romanda  Ali Ferah’ın hep aynı hikayeyi anlatan saplantılı bir annesi, Hayal adında katatonik şizofren bir kızkardeşi ve Paris’ten aniden gelen Celine adında bir sevgilisi var. Aynı zamanda evli ama mutsuz Sedef, Rusya’dan gelerek hayatlarını İstanbul’da sürdüren Nadya, Oleg ve Ludmilla diğer karakterler arasında. Ancak kitabın bence en önemli konukları iki ressam ve iki yazar: Picasso, Van Gogh ve Nabakov, Milan Kundera. Romanı okurken en zevk aldığım kısımlar romanda adı geçen tablolar oldu. Örneğin ressam Diego Velázquez’in Las Meninas, Artemisia Gentileschi’nin Judith ve Holofernes, Jan Van Eyck’ın  da Arnolfini ve Karısı gibi tablolar romanda geçiyor ve  özellikle de Arnolfini ve Karısı adlı tabloya ilk bölümden itibaren roman içinde sık sık rastlamak mümkün.  Açıkçası gerçek mi hayal ürünü mü diye düşündüğüm bu tabloları araştırınca karşımda görmek beni şaşırttı ve bunun üzerine tablodaki sembollerle ilgili yaptığım ekstra okumalarım da kitabın önemli bir katkısı oldu bana. Böylece birçok tablo daha tanımış oldum. Kısacası öğretici, kurgusuna bayıldığım, akıcılığını beğendiğim, toplumsal eleştirilerin ironilerle sunulduğu ve hayattaki tesadüflerin önemini tekrar hatırlatan bir roman oldu benim için Sarmaşık. Son dönemde düşüncelerimle konusunun sarmaşık gibi dolandığı bir kitap. Aynı zevki almak dileğiyle tavsiye ederim.


                                                                                                                           Melda ÖZCAN TAŞ



26 Mart 2014 Çarşamba

eski fincanlar

Mumun

Bütün ışıklara karşı geldi 
yaktığın bu mum 
Neyin nereden nereye geçişiydi 
aktığım o mum 
Bir aydınlık geçit, bir kedi 
sakladığım o kurum 
Zamanın ötesinde bir şimdi 
sakındığım bu durum 

ORUÇ ARUOBA

BİR MARTI MASALI

Zamanın birinde köyde çok güzel bir prenses varmış.
Babası kızı yola çıktığında herkesin başlarını eğmesini ve kızına bakmamasını istermiş …
Prenses sokağa çıkar çıkmaz herkes pencereleri kapatır hemen başlarını öne eğerlermiş.
Yine böyle bir günde bir köylü dayanamamış ve prenses yoldan geçerken hafifçe başını kaldırıp bakmış .O sırada prensesle göz göze gelmişler ve aşık olmuşlar.!
 
Kral bunu duyunca çok öfkelenmiş ve hemen köylünün öldürülmesi emrini vermiş.
Prenses babasına yalvarmış yakarmış ve öldürülmemesine ikna etmiş.
köylüyü bir ıssız adaya atmışlar…
prenses ve köylü sürekli bu ada da mektuplaşmışlar.
mektuplaşmayı sağlayanda martılar olmuş…
Ama bir gün oğlan bir mektup yazar ve mektubun sonu şöyledir ; ” Artık hasretine dayanamıyorum , bu sana son mektubum ” bir martıya verir ve prensese götürmesini söyler..
Ne var ki martı mektubu alır ve prensese götürürken , mektup ağzından denize düşer … !!
prenses günlerce oturup mektup bekler kimse prensesi o camdan ayıramaz.
bunu duyan martılar olaya çok üzülürler .!!
Ve !! işte o gün bu gündür . Bütün martılar denizde hala o mektubu ararlar .!!

15 Mart 2014 Cumartesi

eski fincanlar

Bazen
Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...

W. SHAKESPEARE

14 Mart 2014 Cuma

eski fincanlar


Denizin Martı' yla sohbeti
Deniz eğildi kulağına martının,
'' Yapma '' dedi ve ekledi;
'' Maviliğime aldanıp, dalma sularıma, balık yaşamıyor içimde artık. ''. 
Tebessüm etti Martı..
'' Sadece balık için mi dalıyorum sanıyorsun maviliğine.? ''.. 
' Ya neden.? '' diye sordu deniz.. 
Sen ve ben dedi martı,
Bir çok aşığın fotoğraflarında aynı karede yer alıyoruz.
Bir çok ayrılanın sakladığı resimlerde de..
Balık yok diye seni terketsem, o fotoğrafları da terketmiş olmaz mıyım.?
''Ben açlığa ayıp olmasın diye değil, Aşk' a ayıp olmasın diye hala sendeyim''..
Olcay Derecik

7 Mart 2014 Cuma

MÜZİK EĞİTİMİNİN ÇOCUK GELİŞİMİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Çocuklarımıza neden müzik eğitimi aldıralım diye düşünüyorsanız işte yanıtı.
Müzik eğitiminin çocuk gelişimine etkilerinden söz etmek demek, öncelikle “müzik-çocuk gelişimi” ikilisi arasında bir korelasyon olduğu denencesini savunuyor olmak anlamına gelmektedir. Bu denenceyi destekleyen temel sayıltı ise, müziğin insan yaşamında belirli bazı işlevleri olduğudur.


Müziğin işlevleri, özü bakımından estetik temelli olup, bireysel, toplumsal, kültürel, ekonomik, eğitimsel nitelikler taşır. İşlevlerinin insan yaşamındaki yeri ve önemi nedeniyledir ki, müzik, insanlık tarihinin en eski çağlarından beri, hem çok etkili bir eğitim aracı, hem de çok önemli bir eğitim alanıdır. (Uçan, 1994)

Müziğin temel eğitimindeki ilk amaç, çocukta müzik sevgisini uyandırmak, hayal dünyasında müzik imgesini geliştirmek, ritim duygusunu ve kulak duyarlılığını kesinleştirmektir. (Pamir)

Müziği seven çocuk insanı sever, toplumu sever, yaşamı sever, eşsiz bir ruh gücü ve zenginliği kazanır. Eflatun’un da dediği gibi, estetik eğitim, ahlak eğitimini de etkiler. W.Shakespare’nin Venedik Taciri adlı oyununda “Kendinde müzik olmayan, seslerin tatlı ahenginden heyecan duymayan insan, hinlik ve hırsızlık için yaratılmıştır. Onun ruhu geceden daha karanlık, tutkuları cehennemden daha karadır. Böyle bir insana güvenmeyiniz!” diyen sözlerinden de yola çıkarak, insan ruhunun güzelliklerin yüceltebileceğini vurgulamak gerekir. Müzik bir güzellik ve eğitim aracıdır; insanı yumuşatarak geliştirir. (Yönetken, 1993)

Sanat, “yeterli ve amacına uygun müzik eğitimi almış bireylerden oluşan, sanat kültürü almış aydınlara sahip” toplumlarda rahat soluk alır ve gelişebilir. Avrupa’da müzik sanatı son yüzyılındaki büyük gelişimini geniş ölçüde okul müzik eğitimi ve öğretimine borçludur. (Yönetken, 1993)

Müziğin, Çocuğun Duygusal ve Sosyal Gelişimine Etkisi

Her çocuğun, özellikle kendisini en iyi ifade edebileceği müziksel etkinlik türünde gurupla çalışması kuşkusuz onun sosyalleşmesinde çok önemli bir yere sahiptir. Örneğin, gurupla söyleme, sesini kullanmayı ve denetlemeyi keşfedeceği, uyum becerisini geliştireceği, işbirliğine dair disiplin kazanacağı türden bir etkinlikken; bireysel çalgı çalması enerjini olumlu yönlendirebileceği, kişisel doyum sağlayabileceği ve ritim-melodi duygusunu geliştirebileceği türden bir etkinliktir.

Benzer biçimde, çocukların müzik duygusunun gelişiminde sürekli dinleme önemli yer tutar. Bu nedenle derslerde sıklıkla canlı ya da herhangi bir kayıttan dinlemeye zaman ayrılabilir. Bunun ev yaşantısı içinde sürdürülmesinin önemi de büyüktür. Ancak dinleme günlük bir alışkanlık olarak ele alınmalı, çocuk oturup dinlemeye zorlanmamalıdır. Örneğin yemek yerken, oyun oynarken ya da uyumak için yattığında...

Sanılanın tersine, çocuk aynı müziği sıklıkla dinlemekten sıkılmaz ve dinleme olumlu bir öğrenme sağlar. (Tabi, tekrarlar hakkında şikayet edildiğini duymaz yani böyle bir olumsuz öğrenme ile karşı karşıya kalmazsa!!!) Özel eğitim söz konusu ise, çocuğun dinlemesi için seçilen eserlerin içinde ileride çalacağı / söyleyeceği parçaların olması o parçaları öğrenirken hiç duymadığı bir parçadan kat be kat kısa sürede sonuca ulaşmasını da sağlayacaktır.

Müzik dinleme etkinliğinde dikkat edilmesi gereken nokta, dinlenilecek müziklerin seçimidir. Yapılan seçimler, çağdaş ve gelişmeye açık nitelikte çalışmaları, çeşitli türleri / formları / ses sistemlerini, hem evrensel hem ulusal ve hem sanat hem halk müzik örneklerini içermelidir.

Çocuklara müzik öğretimini verenlerin raporları, diğer bir çok faydayı müzik öğretimi ile ilişkilendirmektedir. Duke, Flowers ve Wolf (1997), ailelerin ve piyano eğitmenlerinin, piyano öğretiminin çocukların “disiplin, adaptasyon, rahatlama yeteneği, öz-güven4 sorumluluk, kişisel düşünce” gibi kişilik özelliklerinin gelişiminde etkili olduğuna ve öğrencinin yaşamdan aldığı zevki arttırdığına inandıklarını bulmuşlardır. Piyanistin kişilik özellikleri üzerine yapılan ender araştırmalar (Kemp, 1996) bu inanışların deneysel kanıtlarla desteklenebilirliğini öne sürmeyi mümkün kılmaktadır.

Spychiger’in araştırmasına ve “ Mozart IQ Artışı Sağlar” adlı çalışmanın sonuçlarına dayanılarak şunlar söylenebilir: Daha fazla müzik eğitimi alan çocuklar, öğretmenleri ile daha işbirlikçi ve arkadaşları ile daha dostça ilişkiler içindedirler. Ayrıca, çocuklar birlikte müzik yaparlar ve şarkı söylerlerse, birbirlerini dinlemeyi daha kolay öğrenirler. Çünkü rekabetçi davranışlar müzik yapmakla uyuşmamaktadır. (Edwards, 1997)

Müziğin, Çocuğun Bedensel ve Psiko-Motor Gelişimine Etkisi

Seslerin doğumundan itibaren çocuğu devinimlere yönlendirdiği bilinmektedir. Şarkılardaki soluk belirteçlerine göre nefes alma, solunum kontrolünü ve akciğer gelişimini sağlayabileceği gibi; çalgılarla çalışma, hem büyük ve küçük kasların gelişimini hem psiko-motor gelişimini olumlu etkiler. Bu etkinliklerin gurup içinde sürmesi gelişimi hem hızlandırır hem de iletişim becerilerine yeni bir pencere açar.

Müziğin Çocukta Dil Gelişimine Etkisi

İnsan doğuştan dil ve konuşma yeteneğiyle doğar. Önce çevresindeki sesleri dinler, bunları anlamaya ve benzerini çıkarmaya çalışır. Ardından kendisini anlatmak ve çevresini anlamak için sözcükleri kullanarak cümleler kurar. Sesler, çocuğun dış dünya ile ilk iletişim aracıdır.

5 Mart 2014 Çarşamba

KAPADOKYA'YA GİDİYORUZ

Derneğimiz bu güne kadar yaptığı kültür gezilerine bir yenisini daha ekliyor. 23-25 Mayıs tatihleri arasında bir gece konaklamalı Kapadokya Gezisi düzenliyor. Gezimiz 23 Mayıs Cuma günü saat 23:30 Ulucamii önünde toplanarak başlayacak. Hareket saat 00:00.24 Mayıs Cumartesi günü saat 07:30 cıvarı Nevşehir tarafında uygun bir yerde yanımıza aldığımız kumanylarala bir kahvaltı ve rehberimizin yönlendirmesi ile bölge gezisi ile başlıyor. Yapacağımız ufak molalar haricinde tüm gün gezi ile geçicek ve saat 18:00 cıvarı otelimize giriş yapıcaz. Akşam yemeği otelde yapılacak ve isteyenler öncesinde bağlantısını kurduğumuz Türk Gecesi etkinliğine katılacaklar. 25 Mayıs sabah kahvaltısı yapılarak saat 09:00 cıvarında otelden ayrılacak ve yine rehber eşliğinde tüm gün gitmemiz gereken diğer yerlere giderek saat 18:00 dolaylarında dönüş yoluna çıkmış olucaz. Kısa ama dolu dolu geçecek gezimize katılmak isteyenleri bekleriz. Bize 507 740 48 45 nolu telefondan veya bilgi@artisanat16.org ardesinden ulaşabilirsiniz.

3 Mart 2014 Pazartesi

eski fincanlar

AKARSUYA BIRAKILAN MEKTUP 

incecikti
gül dalıydı
dokunsam kırılacaktı
dokunmadım
kurudu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

Hasan Hüseyin Korkmazgil

1 Mart 2014 Cumartesi

eski fincanlar

Denizin Martı' yla sohbeti

Deniz eğildi kulağına martının,
'' Yapma '' dedi ve ekledi;
'' Maviliğime aldanıp, dalma sularıma, balık yaşamıyor içimde artık. ''. 
Tebessüm etti Martı..
'' Sadece balık için mi dalıyorum sanıyorsun maviliğine.? ''.. 
' Ya neden.? '' diye sordu deniz.. 
Sen ve ben dedi martı,
Bir çok aşığın fotoğraflarında aynı karede yer alıyoruz.
Bir çok ayrılanın sakladığı resimlerde de..
Balık yok diye seni terketsem, o fotoğrafları da terketmiş olmaz mıyım.?
''Ben açlığa ayıp olmasın diye değil, Aşk' a ayıp olmasın diye hala sendeyim''..
Olcay Derecik